mihman
MİHMAN
YA DA ROMANA MİSAFİR ŞAİR
Yıllar önce genelde Kürtlerin özelde de
gerillanın romanı yazılmıyor diye sitemde bulunan A.Öcalan bunu ne amaçla ve
niyetle söyledi bilmiyorum ama o günden bu güne çok kitap yayınlandı Kürtleri
anlatan, inceleyen, anlayan, anlamaya çalışan, iten, dışlayan, yargılayan ve
kışkırtan, körükleyen ve uzakta durmaya çalışan, mesafeli duran çeşitli
kitaplar. Kürtçe ve Türkçe. O coğrafyadan bu tarafa buradan o tarafa bakarak,
bazen içerinin bazen de çok uzakların diliyle. Akif Kurtuluş’un Mihman romanın
dili içerden, kardeş diliyle, barış diliyle, bütünleştirmeye, anlamaya çalışan
bir dille, üslupla yazılmış. Bu taraftan (Batı ) oraya ne kadar
yakınlaşabilirim, anlayabilirim, empati kurabilir miyim (aslında hiç de zor
değilmiş) yaklaşımı ve anlayışıyla örmüş romanı.
Olay örgüsünün merkezindeki Avukat’ın
çevresinde dönen kurguda her kes (karakter ) kendi anlatıyor yaşadıklarını,
yaşamadıklarını ya da yaşayamadıklarını, pişmanlıklarını, sevinçlerini. Romanı
biraz da inandırıcı kılan bu olsa gerek. Avukatın bitmiş evliliğinin ardındaki
mutsuzluğu son dönem Türkiye romanlarındaki yalnız ve mutsuz karakter klişesini
kullansa da okuyucuyu bıktırmadan, soğutmadan, uzaklaştırmadan ilgisini sıcak
tutmayı başarıyor yazar şair. Siyasetin, politikanın ihtiyaç duyduğu üç F’den
biri olan Futbolun ne kadar spor olduğunu, siyasetten arındığını, tarafsız
olduğunu Ruhi karakteri üzerinden ve “Galatasaray’ı
severiz Galatasaray’ı seveni de severiz” pankartıyla da iyice belletir
bize.
Üçümüzün de memeleri
arasında aynı bıçağın acısı var
Şehit annesinin cenazedeki yakarışı adeta
Türkiye toplumuna seslenir niteliktedir ve şehit edebiyatı yapılarak
oluşturulan halk baskısını kırma isteğini, yakarışını şu şekilde dile getirir;
“Yusuf’la birlikte o iki çocuğu kardeş
yapacak birileri varsa, biz üçümüzüz. Beni anlayın, bize yardım edin.” Bunu
söyleyen şehit olan bir askerin annesidir. Barış annesi olmaya aday bir annedir
ve bunu yazar kitabın sonunda şöyle dile getirir. “Yazdıklarımın hepsi gerçektir, kişiler, kurumlar, olaylar… Hepsini ben
yarattım.” Böyle olunca da romandaki Nalân karakterinin gerçek hayatta
çakıştığı, çakışacağı nice anne bulabileceğimizden neden barış annesi olmasın
ki diyesi geliyor insanın.
Bazen bir soru sorar,
sadece sorduğun için cesaret satın alırsın.
En başta söylememiz
gerekeni şimdi söylememizin hiçbir sakıncası yoktur herhalde; kısa bir özet
geçelim. İsim benzerliğinden gerillalarca alıkonan bir avukatın öyküsüdür
romanın merkezinde. Bununla birlikte romana giren her yeni karakterle
ilerlediği kadar geriye de gitmeyi başaran kurgusuyla başarılı bir teknik
kullanmış yazar(şair). Romanda başka neler mi var?
Aslında herkesin bir
şekilde Kürt sorunuyla yollarının kesişeceğini, etkileneceğini, etkileyeceğini
ve istemese de hayatına yön vereceğini,
Geçmişi bugüne bağlayan
arada gidip gelen,
Farklı iki cenazede de
insan sesini, insanice yükselten,
Futbol takımı
taraftarlığını ya da fanatikliğini canlı tutan,
İspiyonculuğun çocukluk
izlerini kazıyarak ortaya çıkaran,
En büyük cezanın,
yaralayanın, acıtanın unutmak olduğunu itiraf eden,
Çetin dağ şartlarına
alışmanın aslında gerilla olmakla aynı olduğunu ilk kurşun yasasına bağlayarak Delila’nın
ağzından tekrar anlatan,
Lezzetli bir pide
yapmak için kıyma seçiminden un seçimine kadar her şeyi ince ince ayrıntılı bir
şekilde anlatarak ağzımızı tıpkı barış hayalleri gibi sulandıran,
İçinde bolca melankolik
şarkıların geçtiği,
Bülent Ortaçgil
şarkılarındaki yumuşaklık, naiflik, derinlik, incelik ve içtenliğiyle cesurca,
kardeşçe yazılmış bir şair romanı.
Hüseyin BUL

Yorumlar
Yorum Gönder