Kayıtlar

BURASI GÜVENLİ: KUTSAL AİLE

Resim
  Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Şükrü Erbaş-Dicle Üstü Ay Bulanık Kutsal Aile desem resme gönül verenlerin aklına Michelangelo’nun tablosu, bu talan, barbar ve hiçbir kural tanımayan ezici kapitalist sistemin er ya da geç sosyalizme yenik düşeceğini düşünenlerin aklını da K. Marks ve F. Engels’in unutulmaz eseri gelebilir. Oysa bizim konumuz Neslihan Uca’nın Maceraperest Yayınlarından çıkan Burası Güvenli adlı romanı. Kutsal aileye saldırı birçok edebi esere, sinemaya ve tiyatroya konu olmuş, üzerine düşünülmüş ve unutulmaz kült eserler ortaya çıkmış olmasına rağmen bu hamurun daha çok su kaldıracağını biliriz.  Aile neden kutsaldır, ya da kutsal mıdır? Aile uğruna neden dünyayı yakmak isteriz. Bu kutsallığı yakıştırmamızın sebebi nedir, elbette bunun etrafındaki soruları çoğaltabiliriz. Aile kurumunun ayakta kalmasını en çok kim ister. Dünya nüfusunu düşündüğümüzde bunun öyle küçümsenecek ...

BAŞKALARININ TÜKETTİĞİ HAYATI YAŞAMA DAHİL EDENLER

Resim
  Erdem Özgül , “Unutulmuş Ataların Gölgesi” öykü kitabından sonra “Eksik Harf yayınlarından çıkan “ Düşlerimizin Evi Burası ” adlı eseriyle romana yönelmiş. Roman üç yüz sayfa, 1990’lı yıllarda İstanbul’un arka bahçesi diyebileceğimiz bir semtte geçiyor. Yazar romanda ne kadar konum belirtmese de ilk akla Ümraniye’deki çöp patlamasını akla getiriyor. Zaten örgünün içinde o gerginliği hissetmemek mümkün değil. Emir Kustrica’nın Çingeneler Zamanı’ndaki atmosferi romana yansıtmış sanki, kopyalamış sanılmasın. Oradaki gibi çalgı çengi, eğlence hayatın her alanına sirayet ederken dramı, acısı da eksik olmuyor. Gırgır şamata devam ederken derdi, kederi gırnatayla, davulla şenlendirmeyi başarmış. Hayata eğlenceli tarafından bakmış yazar. Şehrin kıyısında bir köy, şehre uzak olduğu kadar şehrin içinde… Arafta bir yer; tıpkı göç edenlerin kendini hiçbir yere ait hissetmemeleri gibi. Roman mekânı da böyle insanların yaşadığı bir yer olarak belirlenmiş; iç göçle gelenlerin yoğun yaşandığı bi...

DERİN SIRLAR: HOLOKOST GENİ

Resim
  Katliamlar, sürgünler, göçertmeler ve soykırımlardan güzel polisiyeler çıkar mı, çıkar. Tarihsel gerçekleri arka fona koyarsın karakterler gerçek olmak zorunda değil; zalimlikleri, sevecenlikleri ve şefkatli halleriyle sahici olacak şekilde kurguya dahil edersin. Bir yerde katliam, soykırım, zorunlu göç, zulüm eden zalimler varsa herkes bilir ki diğer tarafında da mutlaka ezilene, hor görülene, göçertilen ve kıyımdan geçirileceklere de imkanları dahilinde kol kanat geren birileri mutlaka olacaktır. Bunlarla ilgili sinema ve edebiyat alanında çokça örnek olduğunu biliyoruz. Bunun en popüler örneğini Thomas Keneally’in romanından Steven Spielberg tarafından sinemaya uyarlanan Schindler’in Listesi filmini gösterebiliriz. Neden bu film derseniz hem edebiyattan uyarlama olduğu için hem de Derin Sırlar romanının arka fonuna yerleştirilen Yahudi soykırımıyla ortak temayı işlediği için. Elbette savaşlarda, kıyımlarda zulmün ve baskının olduğu dönemlerde taraf değiştirerek ‘kendini sağlam...

DÖNÜŞTE YAĞMURA YAKALANDIK: SESSİZLİK SENFONİSİ

Resim
  Muzaffer Kale  şair olduğu kadar öykücülüğüyle de adından söz ettiren bir yazar. 2015 yılında çıkan  Güneş Sepeti   (Can Yayınları) öykü kitabıyla 62.  Sait Faik Abasıyanık ödülü nü aldığından bu yana öyküyle şiiri birlikte götürüyor. Öykü de bir tür şiirdir diyebilirsiniz elbette ama bunun için o dediğiniz şiirden damıtılan öyküleri bir şairin yazması gerekiyor. Her öykü maalesef ki şiirin kapısını çalmıyor. Kale’nin  Dönüşte Yağmura Yakalandık  (Everest Yayınları) öykü kitabı ile  Günün Yeri Boş Kalır  (Mask Yayınları) şiir kitabı neredeyse aynı anda yayımlandı. Hal böyle olunca aklıma şu geldi: Yazar şiir kitabına sığdıramadığını öyküye mi aktardı yoksa tam tersi mi? Dönüşte Yağmura Yakalandık  öykü kitabı,  Yürüyorsun ,  Hafifleyin  ve  Gün Tamamlanır  şeklinde üç ana başlığa bölünmüş. Öykülerin tamamına yakını ikinci tekil ağızdan dillendirilmiş. Öyküler bilindik öykü kalıplarının dışında seyrediyor. Den...

SALYANGOZ TEZGÂHI: UHREVİ HAYATLAR

Resim
  Salyangoz Tezgâhı Gamze Yayık ’ın ilk öykü kitabı, Alakarga Yayınlarından çıkmış. Kitap 2024 Tomris Uyar Jüri Özel Ödülü almış bir eser. Kitapta on yedi kısa öykünün bulunduğunu söylediğimde okuyucu kısadan kastımı anlamış olur. Bu öykülerden bir kaçını başka sözcüklerle kısaca özetlerken şunu belirtmekte fayda olacağını düşünüyorum: bu yargılar ‘bencedir’ ve başka okuyucuda farklı etkiler ve duygular uyandırabilir.  Bu açıklamanın bile absürt durduğunu yazınca anladım. Karakter ve mekân yaratmadaki ustalık Erkeklik nasıl kurtulur ’da ; arkadaşlarının ergenlikten çıkan Selçuk’u ilk defa ‘milli’ olması için götürdükleri genelevde ‘erkeklik’ mizansenleri, feykten erkeklik rollerine ısınamaması üzerine genelevdeki tecrübeli kadının şıp diye gözlerinden anlamasıyla Selçuk’un özüne dönmesi anlatılırken alt metinde erkeklik eleştirisi yapılıyor. Duvardaki leke ’de ;  tembelliğin, hareketsizliğin, asosyalliğin ve eve tıkılıp kalmanın insanı çürüttüğünü, kör bir kuyu gibi kara...

ÖRÜMCEK BURGACI: GEÇMİŞİN MİRASI

Resim
  Alper Canıgüz ’ün yeni polisiye romanı Örümcek Burgacı Everest Yayınları etiketiyle çıktı. Yazarın edebiyat dünyasıyla kara mizahı hallaç pamuğu gibi yoğurduğu Cehennem Çiçeği kitabıyla tanıştım. O günden sonra huzur bulmadım dersem büyük şair Cemal Süreya da ‘işi sulandırma’ diye fezanın beşinci katından bana selam gönderebilir. En iyisi mi şairi gereksiz yere meşgul etmeden önümdeki metne döneyim. Şair diline düşmek kâğıt kesiğinden daha az acı vermez diyeyim siz onu başka bir deyimi kullanmışım gibi okuyun. Alper Canıgüz Örümcek Burgacı’nda da nüktedanlığını konuşturmuş; bu artık yazarın üslubu olmuş dersem sanıyorum yanlış bir şey söylememiş olurum. Alaysı bakış açısı ve ince esprileriyle metni hafifletiyor; kolay sindirilmesini sağlıyor. Dilindeki kıvraklığının, esnekliğinin, istediği forma sokma becerisinin kaynağı bence acele etmemesinden kaynaklanıyor. Üzerinde iyi düşündüğünü metni okuyunca anlıyoruz. İşkencehane olarak kullanılan Ziverbey Köşkü Örümcek Burgacı, Türkiy...

SAVAŞ ÜSTÜNE SAVAŞ: İKİ AYRI YERALTI DÜNYASI

Resim
  Savaş Üstüne Savaş ya da orijinal adıyla One Battle After Another, Paul Thomas Anderson’ın Thomas Pynchon’un Vineland romanından uyarladığı bir film. Vineland romanını Türkçeye Berkan M. Şimşek çevirmiş, merak edenler İthaki Yayınlarından edinebilirler. Ben, yönetmenin Manolya ( 1999 ) ve Kan Dökülecek ( 2007 ) filmlerini daha önce izlediğim için Savaş Üstüne Savaş’ı belki başka bir yere koyabilirim. Filmin ana izleği, kendine Fransız 75 Devrimci Harekâtı diyen bir grubun Amerika’daki göçmen karşıtı uygulamalarını bertaraf etme eylemleri esnasında gelişen olaylara odaklanan aksiyonu ve gerilimi iyi ayarlanmış yer yer kara komediye meyleden bir film. Filmin açılış sekansında devrimcilerin Amerika-Meksika sınırındaki göçmenlerin bekletildiği bir yeri kolayca ele geçirmeleri ve sorumlu subayı derdest etmeleriyle nasıl örgütlü ve organize olduklarını gösterir yönetmen. Bir felsefeleri, amaçları, hedefleri ve ideolojik birikimleri olduğunu anlıyoruz. Ajan provokatör eylemciler Film il...