DÖNÜŞTE YAĞMURA YAKALANDIK: SESSİZLİK SENFONİSİ
Dönüşte Yağmura Yakalandık öykü kitabı, Yürüyorsun, Hafifleyin ve Gün
Tamamlanır şeklinde üç ana başlığa bölünmüş. Öykülerin tamamına yakını
ikinci tekil ağızdan dillendirilmiş. Öyküler bilindik öykü kalıplarının dışında
seyrediyor. Deneme türüne yakın, öykünün sularında yüzüyor ama şiir dilini de
elden bırakmıyor. Paragraf başlarında ve daha birçok büyük harfle başlaması
gereken yerlerde küçük harfle devam ediyor. Deneysel metinlerden eksiği yok,
fazlası var – öykü. Kitabın en hoş özelliği neredeyse bütün öykülerin
kentleşmenin ve kentselleşmenin dorukta olduğu bir dönemde kasabada, taşrada ve
köyde geçmiş olması. Bu perspektiften bakınca kitabı taşraya güzelleme diye
okuyabiliriz: Dar ve küçük mahallelerde/coğrafyalarda yaşayan insanın,
insanların özel ve özgün ilişkileri ve belki de bakir diyebileceğimiz halleri…
Kitabı okurken
kitabın üslubuna sadık kalacak şekilde çıkarımlarımı aşağıya not edecek
olursam, sanıyorum kitaptan çok da uzaklaşmamış olurum. Daha önce kitaplar
hakkında eleştiri/tanıtım yapılırken böyle bir yöntem uygulandı mı, emin
değilim. Bu, daha çok öykülerin bende bıraktığı tortuyu kitabın üslubuna,
diline sadık kalacak şekilde yeniden dillendirmek.
Yürüyorsun…
Küçük bir yerden bakıyorsun dünyaya, adına taşra ya
da köy diyebileceğin bir yer. Buna rağmen koşuşturuyorsun, ne için
koşuşturduğunu bilmediğin halde bu telaş seni mutlu ediyor. Mutluluğunun sebebi
de öyle ahım şahım bir şey değil; altı üstü her gün karşılaştığın, konuştuğun
birinin adını hatırlamaman; bunu kendine lüks sayıyorsun. Bunun sebebi belki
vicdan azabı değil ama sen bunu kendine iki dakika düşünecek zamanım yok diye
belletiyorsun.
Birbirine benzeyen, aynı şeyleri düşleyen, bekleyen,
dileyen sürü psikolojisindeki insanların tekdüzeliği seni rahatsız ediyor,
uzaklaşıyorsun aynı tepkileri verenlerden.
Sahnedesin, ışık yüzüne vuruyor, alkışlanıyorsun ve
yürüyorsun…
Bu dünyada düzen, nizam isteyenler, nedense insanlar
yaşamayı unutsun istiyorlar. Yaşamın içinde ritim var, canlılık var, cana yakın
olmak var. Başını kaldıracak kadar canlı olmak suç mu?
Godot’yu bekler gibi beklemenin eylemsizliğinin neresi
seni cezbetti acaba?
Yürürken bir nabız atışı gibi sana eşlik eden ölümün
yarenliği, yol-daşlığı seni diri tutuyor. Yürümenin seni değiştirdiğini, mutlu
ettiğini anlıyorsun yol aldıkça.
Hafifliyorsun…
Tempoyla, stresle, koşuşturmayla, bir yerlere yetişmeye
çalışma kaygısından geçmişse ömrün, bunların ağırlığıyla yaşamışsan hafiflemen
ağır gelir, hafiflik ağırlık yapar, rahatlık ağırlık yapar. Sen hafifliğe hazır
değilsin.
Doğayla, denizle, börtü böcekle ilişkini gözden
geçirdiğinde hafifliyorsun. Hafif vicdanın seni serbest bırakıyor.
Çıra, kekik, yaban çileği ve hani şu boğumlu
dağçaylarının unutulmaz tadı derken birden lidaki, çipura ve hani şu çipuranın
büyüğü olan alyanakı sürüyorsun aklımızın pazarına. Sen tam bir doğa insanısın.
Bir ucu rengini gökyüzünden alan denize çıkan kızılçam
ağaçlarıyla dolu vadinde birinin selamıyla çocukluğuna dönüyorsun.
Elini gözüne siper edip kayanın dibinde bezgince otlayan
ata bakıyorsun. Yılkı atları başıboş olur diyorsun kendi kendine. Sonra at
kulaklarını dikip kişneyince ayaklarının altındaki dünya oynuyor, sen
şenleniyorsun.
Efendi, düzgün adam ol nasihatleri bir kulağından girip
diğerinden çıkıyor, iplemiyorsun. Sonra bunun sonu yok, en iyisi başkasını
oynayayım diyorsun, bakıyorsun hâlâ karakterde eksik bir şeyler var, rüya
hırsızlığına başlıyorsun; mis gibi, eli ayağı düzgün, işinde gücünde bir adam
olmuşsun rüyanda.
İki tek atınca aslında dünyanın yaşamak için iyi bir yer
olduğunu düşünüyorsun. Ama önce su sonra buz… iki buzlu iki kadeh seni dünyadan
koparıp dünyanı bize açmana yeterli oluyor. Aslında iki kadehten sonra hiçbir
şey yeterli olmuyor, sorular çoğaldıkça cevaplar birikiyor ve çatallaşıyor.
Gün tamamlanır
Bir gün öncenin yağmuru toprağı nemlendirmiş, tam mantar
toplamalık bir hava. Yol seni çekiyor, orman seni çekiyor, üzerinde sığırcıklar
uçuşuyor. Taşranın güzel yanı bu; en gürültülü hali kırlangıçların kanat
seslerinden hallice. Bu sessizlik senfonisi seni şehirden uzak tutuyor. Mantar
toplama yolunda yağmura yakalanıyorsun ve bunun nar mevsiminde normal olduğunu
düşünerek günü tamamlıyorsun.
*** https://www.k24kitap.org/kitaplar/donuste-yagmura-yakalandik-1207

Yorumlar
Yorum Gönder