Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SALYANGOZ TEZGÂHI: UHREVİ HAYATLAR

Resim
  Salyangoz Tezgâhı Gamze Yayık ’ın ilk öykü kitabı, Alakarga Yayınlarından çıkmış. Kitap 2024 Tomris Uyar Jüri Özel Ödülü almış bir eser. Kitapta on yedi kısa öykünün bulunduğunu söylediğimde okuyucu kısadan kastımı anlamış olur. Bu öykülerden bir kaçını başka sözcüklerle kısaca özetlerken şunu belirtmekte fayda olacağını düşünüyorum: bu yargılar ‘bencedir’ ve başka okuyucuda farklı etkiler ve duygular uyandırabilir.  Bu açıklamanın bile absürt durduğunu yazınca anladım. Karakter ve mekân yaratmadaki ustalık Erkeklik nasıl kurtulur ’da ; arkadaşlarının ergenlikten çıkan Selçuk’u ilk defa ‘milli’ olması için götürdükleri genelevde ‘erkeklik’ mizansenleri, feykten erkeklik rollerine ısınamaması üzerine genelevdeki tecrübeli kadının şıp diye gözlerinden anlamasıyla Selçuk’un özüne dönmesi anlatılırken alt metinde erkeklik eleştirisi yapılıyor. Duvardaki leke ’de ;  tembelliğin, hareketsizliğin, asosyalliğin ve eve tıkılıp kalmanın insanı çürüttüğünü, kör bir kuyu gibi kara...

ÖRÜMCEK BURGACI: GEÇMİŞİN MİRASI

Resim
  Alper Canıgüz ’ün yeni polisiye romanı Örümcek Burgacı Everest Yayınları etiketiyle çıktı. Yazarın edebiyat dünyasıyla kara mizahı hallaç pamuğu gibi yoğurduğu Cehennem Çiçeği kitabıyla tanıştım. O günden sonra huzur bulmadım dersem büyük şair Cemal Süreya da ‘işi sulandırma’ diye fezanın beşinci katından bana selam gönderebilir. En iyisi mi şairi gereksiz yere meşgul etmeden önümdeki metne döneyim. Şair diline düşmek kâğıt kesiğinden daha az acı vermez diyeyim siz onu başka bir deyimi kullanmışım gibi okuyun. Alper Canıgüz Örümcek Burgacı’nda da nüktedanlığını konuşturmuş; bu artık yazarın üslubu olmuş dersem sanıyorum yanlış bir şey söylememiş olurum. Alaysı bakış açısı ve ince esprileriyle metni hafifletiyor; kolay sindirilmesini sağlıyor. Dilindeki kıvraklığının, esnekliğinin, istediği forma sokma becerisinin kaynağı bence acele etmemesinden kaynaklanıyor. Üzerinde iyi düşündüğünü metni okuyunca anlıyoruz. İşkencehane olarak kullanılan Ziverbey Köşkü Örümcek Burgacı, Türkiy...

SAVAŞ ÜSTÜNE SAVAŞ: İKİ AYRI YERALTI DÜNYASI

Resim
  Savaş Üstüne Savaş ya da orijinal adıyla One Battle After Another, Paul Thomas Anderson’ın Thomas Pynchon’un Vineland romanından uyarladığı bir film. Vineland romanını Türkçeye Berkan M. Şimşek çevirmiş, merak edenler İthaki Yayınlarından edinebilirler. Ben, yönetmenin Manolya ( 1999 ) ve Kan Dökülecek ( 2007 ) filmlerini daha önce izlediğim için Savaş Üstüne Savaş’ı belki başka bir yere koyabilirim. Filmin ana izleği, kendine Fransız 75 Devrimci Harekâtı diyen bir grubun Amerika’daki göçmen karşıtı uygulamalarını bertaraf etme eylemleri esnasında gelişen olaylara odaklanan aksiyonu ve gerilimi iyi ayarlanmış yer yer kara komediye meyleden bir film. Filmin açılış sekansında devrimcilerin Amerika-Meksika sınırındaki göçmenlerin bekletildiği bir yeri kolayca ele geçirmeleri ve sorumlu subayı derdest etmeleriyle nasıl örgütlü ve organize olduklarını gösterir yönetmen. Bir felsefeleri, amaçları, hedefleri ve ideolojik birikimleri olduğunu anlıyoruz. Ajan provokatör eylemciler Film il...

MİRAN RAPSODİ: EL VER ELİME

Resim
  İsa Balcı’nın Miran Rapsodi öykü kitabı Metinlerarası yayıncılıktan çıktı. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, öyküleri okurken şiir tadı alıyorsunuz. Kısa cümleli keskin vuruşlar… Elbette şiirsel tadı veren sadece bu biçimsel özellikler değil, esas damağınıza bıraktığı o şiir tadını konsantre sözcüklerin birbirini çağıran uyumlarında hissediyorsunuz. Öyküler ezberlenilenin, alışagelenin dışında bir tarzda yazılmış. Kısacası ezber bozan öyküler dememin hiçbir sakıncası yok. Yazar özellikle klasik öykülerden ayrılan bir teknikle belirlemiş üslubunu ve ortak birkaç temadan uzaklaşmamış. Karakterleri dirençli, direngen ve çalışan insanlardan seçmiş/oluşturmuş. Bir şekilde sistemin çarkları arasında ezilip horlanmış dışlanmış kişiler. Ama sinip bir köşeye çekilmemişler. Yaşadıklarını haykıran güleç insanlar. Ömrünü çalışmaya vermiş, çalışmaktan başka bir şey bilmeyen alnı terli, yüreği geniş insanlar. Yalnızlığı bir tercihten ziyade hayatın dayadığı bir zorunlulukla yaşantısını heb...

SONSUZLUK KAPANI: PARANIN TAHAKKÜMÜ

Resim
  Dark Polisiye öykü seçkilerinden tanıdığımız Selin Bak ’ın Maceraperest Yayınları ndan çıkan Sonsuzluk Kapanı polisiye romanı polisiye severleri sevindirecek bir eser. Polisiye okurlarının yerli polisiyedeki beklentilerinin çağın gerektirdiklerine uygun olarak değiştiğini fark eden yazarlar kendilerini bu yönde hazırlıyorlar. Bu yazarlardan biri de ilk roman için oldukça başarılı bir eser ortaya koyan Selin Bak. Polisiye edebiyatındaki suç türleri teknolojinin ve bilimin gelişmesine paralel olarak siber suçlar, genetik, dijital ve bilişim suçlar olarak çeşitlendiğinden klasik konulardan ayrışan eserlere ilgi göstermeye başlayan okuyucuya yerli yazarlar da artık kayıtsız kalmıyor. Sonsuzluk Kapanı’nın ilk yarısı karakterlerin ve mekânların tanıtımıyla ilerlerken bir kayıp vakasının sıradanlığıyla başlıyor. Başkomiser Asya ve yardımcısı Çetin tipik yurdum insanı edalarında. Ayakları yere basan sahici insanlar; karton bardaklarda çay içip fastfoodlarla beslenecek derecede koşuştura...

POLİSİYE ROMANLARDA SOSYOLOJİK ÇIKARIMLAR

Resim
 Çağatay Yaşmut polisiyesiyle Kadıköy Cinayetleri (  Macaraperest Yayınları-2019 ) romanıyla tanışmıştım. Oradan  Ölüm Fırsat Kollar’ a gelene kadar altı yıl iki roman geçmiş. Bazı yayınevleri kitap kapaklarında sadeliği seçer ve görür görmez logoya bakmadan hangi yayınevine ait olduğunu anlarsınız. Macarapereset’in Çağatay Yaşmut’a uyguladığı tarife tam da bu türden; uzaktan görür görmez anlarsınız. Biraz önce değindiğim Kadıköy Cinayetleri romanından sonraki Moda Cinayetleri ve Felsefe Cinayetleri romanlarında da aynı sadelik kullanılmış; güzel mi? Sadeliğin ve minimalizmin gücü hafife alınmamalı. İyi polisiye iyi edebiyattır  Gelelim yazıya konu olan Ölüm Fırsat Kollar romanına. Türkiye yakın ve uzak gündemini takip etmeden polisiye yazılır mı? Ya da şöylesi daha doğru mu olur, yazdığın ülkenin gündemini, sorunlarını, dertlerini sosyoekonomik, politik, sanatsal, estetik çıkışlarını, çalışmalarını takip etmeden, bilmeden polisiye yazılabilir mi? Elbette yazılır, ni...

BİR DOĞUM LEKESİ; KADIN

Resim
  Herkes onu editör ve eleştirileriyle biliyorken o elinde şiir kitabıyla çıktı geldi. İyi ki de şiir yazmış dedi tanıdığım birçok şair. Hatta kitap üzerine kısa bir tanıtım ve söyleşide de olumsuz bir tek fikir beyan eden olmadı. Okumam sonucundaki kanaatim detayıyla aşağıda olacak ama özetin özeti fikrim: Şirvan Erciyes’in Post Mortem’ini beğendim. Gülten Akın’nın “ kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi ” dizesine hayat veren bir bakış açısıyla yola çıkılmış sanki. Şair bu dizeyi rehber edinmiş kendisine, can suyu kabul etmiş. Sesi içerden yankılanıyor şairin, evlerin içinden, evi kutsallaştıran, putlaştıranların kulağının dibinde sesleniyor.      Annemin rahmine sözcükler üflemiş     karadan kara gecede şeytan    doğmuşum sonra     saçlarım o gecenin rengi, dilim çatal ( sf:9 ) Daha ilk şiirinde bir ‘cadılık’ peşinde, şiirin tamamında toplumun kadına biçtiği rolü bir doğum lekesi gibi taşımanın ağırlığıyla...

ZEHİRLEYEN SESSİZLİK

Resim
  Hıdır Murat Doğan’ın Daniska adlı öykü kitabı Klaros Yayınlarından çıktı. Daniska, yazarın altıncı öykü kitabı. Kitap ortak temalar etrafında toplanmış 28 kısa öyküden oluşuyor.  Kitaba kısaca göz attıktan sonra yazarın üslubuna, edebi diline ve meramına bakacağım.  Birkaç öyküden yola çıkarak nihai fikrimi lafı bükmeden ve uzatmadan dilim döndüğünce söylemeye çalışacağım. Kahir zamanlar ya da Big Bang; yalnızlığı iç kanama gibi yaşayan birinin şehir gürültüsü içinde görülme/fark edilme arzusunu, Silinmiş Sahneler; yetişemediği, geç kaldığı hayatı ucundan, kıyısından yakalamaya çabalayan birinin figüranlığa razı oluşunun dramatik sonuçlarını, Suç ve Rıza; haylaz, ele avuca sığmayan Rıza’nın eline geçirdiği her fırsatı oyuna çevirmesini, Başımızdaki Taş; dörde bölünmüş acı, dört ayrı keder/kader… Sırf yeri belli olsun diye isimsiz toprağa dikilen taş, Devlet Mahmuru; yalnızlığı ve sessizliği en büyük erdem sanan Cemal’in hayata ürkekçe bakışını, Gögüs Kafesimdeki Mantar ...

ÖTEKİLERİN SESİ

Resim
  Süreyya Deniz ’in Metinlerarası Yayınlarından çıkan “ Hâl Bu Ki ” öykü kitabını okuyana kadar böyle bir öykü yazarının farkında değildim. Oysa daha önceden birçok mecrada yazıları, öyküleri yayınlanmış biri. Hâl Bu Ki’deki öyküleri okuduktan sonra bunun bir ilk kitap olduğuna inanamadım; oldukça titizlikle üzerine çalışılmış bir eser. Fazlalıklardan arındırmış öyküleri; eklenecek bir şey kalmadığında mı tamamlanır öykü yoksa atılacak bir şey kalmadığında mı? Her iki kapının da rafine bir esere çıkacağının farkında yazar. Bu bilinçle, bu hassasiyetle oluşturmuş eserlerini. Ötekiyle kurulan bağ Hâl Bu Ki’yi okuduktan sonra hâlbuki böyle de olabilirmiş ya da hâlbuki böyle insanlar da varmış düşüncesi oluşuyor. Zira yazarın en güçlü yanı sanıyorum ötekiyi görmesi. Ötekiyi iyi görmesi, ötekiyle kurduğu güçlü bağ; bunu okuyucunun gözüne sokmak yerine kendi doğal akışı içinde habitatına uygun bir vurguyla aktarması, vermesi ve dildeki pürüzleri gidererek aracı olması. Dilin her şeyin üs...

GÜNEŞTE KURUYAN İNSANLAR

Resim
  Prömiyerini 81. Venedik Film Festivalinin Orizzonti bölümünde yapan Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, Adana Altın Koza Film Festivali’nde de En İyi Film ödülünü almış. Bununla da bitmiyor 98. Akademi Ödülleri’nde En İyi Uluslar arası Film kategorisine Türkiye’den aday olan filmin Yönetmeni ve başrol oyuncusu Murat Fıratoğlu aynı zamanda avukat. Film, çoğunluğu erkeklerden oluşan bir halay grubunun görüntüsüyle açılıyor. Kürtler için halay çekmeye her şey sebep olabilir önyargısından ilk etapta neden halay çekildiğini anlamayız. Ne zaman ki “Ki zava ki zava?” nidaları duyulur işte o zaman bir düğünden mütevellit olduğunu anlarız. Fakat işin ilginç yanı Kürt düğünü olduğunu anlamamıza yardımcı olacak pek argüman yoktur kıyafetlerin dışındaki onu da biz  (seyirci) yakıştırırız. Yoksa Aydın’ın Söke ilçesinde ya da İzmir’in Karabağlar’ındaki her hangi bir düğünde de “ki zava ki zava” nidaları duyabiliriz. Statik bir kamera Eyüp (Murat Fıratoğolu) domates kurutma işlerinde çalışan ...