BARIŞ ATI



Steven Spielberg’in son filmi ‘Savaş Atı’ güçlü kurgusu, etkileyici anlatım sahneleriyle kendini gösteriyor. Bizi yine bir savaşın ortasına atan Spielberg, savaşın ne kadar acımasız olduğunu, nasıl yağmaladığını, savaş için her şeyin nasıl mubah hale getirildiğini izleyiciye aktarıyor.

Savaş için her şey mübahtır!
Hollywood’un önemli isimlerinden Spielberg savaş filmleri konusunda dünya klasikleri arasına girebilecek filmlere imza attı. Bu filmler arasında yönetmenliğini yaptığı “Er Ryan’ı kurtarmak”, “Schindler’in Listesi”, “Güneş imparatorluğu” ve yapımcılığını yaptığı “The Pacific” gibi filmlerden de ustalığını görmüştük. Önceki gün vizyona giren yeni filmi War Horse (Savaş Atı) filminde savaşın ortaya çıkardığı trajik hikayeleri sinema perdesine taşımış. Bir atın taylık döneminden erişkinlik dönemine kadar olan dönemi anlatıyor Spierberg. Filmde, üzerinde sihirli, görünmez zırhın olduğu kahraman, Joey adında bir attır. Savaşın ortasına sürülmesinden çıkarılmasına kadar peşini bırakmayan iyilik melekleri hep yanında olur. Hollywood klişesidir biraz da kahramanın bıkmaması, şikâyet etmemesi, yaralanması ama ayağa kalkmasını da bilmesi. Bir inat uğruna alınan bir atın ve belki bir inat uğruna bitmeyen bir savaştaki yerini, önemini, konumunu anlatır. Önce sahibini bir zorbanın elinden kurtarır. Birçok zorlukla karşılaşır, koşar... Koşması kaçması anlamına gelmez. Yaralanır ama kalkmasını bilir ve yine koşar. Bildiği tek şeydir koşmak. En iyi yaptığı da. Film ilerledikçe sonraki sahiplerini hep yadırgayan, mutlu sonu tahmin eden, direngen, inatçı, duygusal ve zeki bir hayvandan fazlasını görürüz.
Savaş bittiğinde boşluk kalır
Spielberg yine bizi bir savaşın ortasına atıveriyor. Savaşın ne kadar acımasız olduğunu, nasıl yağmaladığını, savaş için her şeyin mübah olduğuna şahit oluruz. Filmin her bölümünde ayrı bir öyküyle tanıştırır seyirciyi. Savaşmamayı tercih edenler korkaklıkla suçlanıp tereddütsüzce kurşuna dizilebilir, çünkü savaş erkek işidir. Savaş sadece alır, vermez. Savaş toprak uğrunadır ama sana toprak yerine dram verir, keder verir, acı verir, hiçbir zaman huzur vermez, mutluluk vermez. Savaş bittiğinde elinde olan kocaman bir boşluktur. Giden evladının boşluğu, kocanın, kardeşin boşluğudur.
Sizin tarafta durumlar nasıl?
Filmin en dokunaklı, en insani kısmı yine savaşın tam ortasında çıkar. Yönetmen, Avrupa sinemasında birçok örneği olan savaşın ortasında barış molası sahnelerine selam gönderir. İki düşman askerin At barışı yaptıkları sahne kayda değerdir. Savaş karşıtı bir sahnenin yüreğimizi nasıl yumuşattığını, top tüfek seslerinin bir at uğruna da olsa susması savaş yorgunu halimize soluk aldırır. İki düşman askerin ilk karşılaşmalarındaki diyaloglar nefistir. “Sizin tarafta durumlar nasıl?” “Nasıl olsun, kitap okuyup örgü örüyoruz.” Sonrasında atın kimin olacağına ne şekilde karar vermeleri, kavgadan vazgeçmeleri de iki düşman askerin istenirse savaşın hemen durabileceğini bize anlatır.
Silah görünmüşse patlamalı
Filmin ikinci yarısından sonra savaşın ortasında masal dinler gibi kitap okuyarak büyüyen, masal kahramanı Rosinante’nin kanlı canlı yanı başında biteceğine inanan, aklı havada Don Kişot’un orada geçebileceğine inanmış kuşkulu, meraklı gözlerle çevresine bakan mutlu ama buruk çocuk vardır.

Filmin son sahneleri bumerangdır. Kuraldır, ilk sahnede silah görünmüşse sahnenin bir yerinde patlamak zorundadır, bu Çehov kuralıdır, Hollywood’a hediyedir. Atın eyerine bağlanan savaş madalyası bir flamanın, bir sır perdesini aralamasına yardımcı olması sağlanır. Film boyunca tek dil konuşulması-ki İngilizler, Fransızlar ve Almanlar savaştığı halde-Amerikan seyircisine yönelik bir jestse bu jest filmin başarısı konusunda önüne çıkabilecek engel olabilir.

Hüseyin BUL

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MECLİSE GÜLEN YÜZ ÇİZEN İNSAN: SIRRI SÜREYYA ÖNDER

DÖRT YAPRAKLI YONCANIN EN CWSURU: FATMA GİRİK

KARDEŞİMİN HİKAYESİ