CEVİZLER VADİSİNİN SIRRI
İnsanların hayata dair reflekslerini
anlatmak için kurbağa hikâyesi vardır. Isıyı, sıcaklığı yavaş yavaş
artırdığınızda kurbağa ilk etapta verilen sıcaklığı hissetmez ve sıçramaz,
sıcaklık belli bir dereceye geldiğindeyse kurbağa için artık çok geçtir. Bu hikâyeyi
hayatın birçok alanındaki sessizliğimizi, tepkisizliğimizi ve en kötüsüne bile
nasıl alıştığımızı anlatmak, açıklamak için kullanırız zaman zaman. Yavuz
Ekinci günün birinde romanıyla
korkunun insanı nasıl kurbağalaştırıldığından bahsediyor, hem de korkuyu
dozunda vererek.
Cesaret,
cennete, korku ölüme sürükler, Seneca’nın dediğinin vücut bulmuş halidir bizim günün
birinde’de okuduğumuz.
Yavuz Ekinci’nin ölümle bir sorunu var! Sırtımdaki
ölüler’den Rüyası bölünenler’e oradan da Günün birinde’ye gelene kadar
yazdıklarında, anlattıklarında ölüm, ölüm hazırlığı, ölüm sonrasına dair
seremoniler, ritüellerle bezenmiş hikâyeler anlatır. Her toplumun, milletin,
kültürün benimsediği ölüm olgusu aslında Yavuz’un da anlattığı gibi anlatmakla
bitmez.
Roman oldukça sahici bir doğa tasviriyle
başlar, o kadar sahicidir ki Serengeti’de çekilmiş bir doğa belgeselini
izlediğinizi düşünebilirsiniz. Kaçışan hayvanların telaşı ki burada da yine
korku hâkim, pusuya yatmış olanlar, fırsat kollayanlar, savaş ganimetinden
medet umanlar, korkudan tir tir titreyip de olduğu yere çakılıp kalanlar ve
bütün bunların tepesinde gölgesiyle bile aşağıdaki hayvanların ödünü patlatmaya
yeten kartal. Mitolojideki anlamına göndermede bulunan kartal figürü, anlatılan
felaketi göz önünde bulundurursak hem uçağı hem de istilayı, ilhakı ve sömürüyü
temsil ediyor dersek abartmış olmayız.
Gerçekle masalın harmanlandığı, bir birini
tamamladığı ve desteklediği öykünün gövdesinde çaresizlik hâkim. Ölümü bekleyen
Eyüp’ün ve çocuklarının adım adım, göstere göstere gelen ölüme karşı çaresizlikleri.
Ellerini kollarını bağlayan, sadece seyretmekle yetindikleri dağ gibi bir
korkunun eşiği. Yaklaşan felaketi, talanı, yıkımı, yağmayı getiren barbarların
tozu dumana katan siluetleri ile kartalın yere düşen gölgesi arasında hiçbir fark
yoktur. İkisi de ölümü çağırıyor, ikisinde de maruz kalanlar çaresizdir ve
korkularını anlattıkça, aktardıkça, gösterdikçe korku büyür kendiliğinden.
Bir kıyamet gününün anlatıldığı romanda “evvel
zaman” bölümüyle masal diyarına geçişte Amar ve Sara’nın büyülü aşk masalı,
romanın geçtiği zamanda Amar ve Süryani kızı Şmuni’nin aşkıyla devam ediyor. Ama
günün birinde Amar Dağından biri koşarak köye geliyor, koşarak geliyor,
felaketi haber ediyor, geliyorlar diyor, öldürecekler hepimizi diyor. Bunlarla
başlayan roman okuyucuya da nelerin olacağını önceden haber veriyor, seni
nelerin beklediğini bil diyor. Cevizler vadisi tek saklanacağın yerdir,
korunaklı yerler inşa edin, kimsenin bilmediği, kimsenin ve barbarların
bilmediği, deşifre olmayan yerler bulun demeye getirse de yazar, en korunaklı
yerler çoğaldığımız, korkularımızı birbirimize fısıldarken Dostoyevski’nin, korku, yalan getirir dediği yalan,
korktuğumuz şeyin aslında birleşirsek bir yalandan ibaret olduğudur.
Günün birinde romanı Yavuz ekinci
okuyucusunu fazlasıyla tatmin eden, şaşırtmayan, günümüze de göndermelerde
bulunan masal niyetine de okunabilecek bir roman.
Yorumlar
Yorum Gönder