İKİ AYRI KİTAP
Murat Şahin’in Esnaf lokantası adlı öykü kitabını
okurken ilk izlenimim birazdan düze çıkarım herhalde oldu. Kitabın ilk yarısını
oluşturan öyküler konuları itibari ile insanın canını sıkan, küçük ısırıklar
büyük sarsıntılar yaşatacak türden, birazcık da “karamsar” diyebileceğimiz
damardan akıp giden öykülerden oluşuyor. Kitabın ilk yarısı dedim ama öyle
ayrıştırılmış, bölünmüş, kategorize edilmiş falan değil elbette.
Kitap Sanrı
adlı öyküyle açılıyor; kahramanın iç konuşmalarıyla ilerleyen öykünün
sonunda-ki onu da doktor hemşire konuşmalarından öğreniyoruz- ağır işkenceden
çıkmış birinin sayıklamaları,
Hangi zamanda geçtiği
belli olmasa da bu ülkede geçtiğini anladığımız karanlık bir dönemine şahit
olmuş, sürgüne gitmiş bir babanın kızına yazdığı mektupla başlıyor hoş geldin baba öyküsü, kızının
sabırsızlığı, heyecanı ve özlemi öykünün finalini gizler nitelikte,
Kitaba adını veren esnaf lokantası ise Yusuf Atılgan’ın bir
anısından esinlenilerek oluşturulmuş; bu ülkede yazarı, aydını, sanatçıyı
eskiden beri suçlu, tehlikeli ve “anarşik” gören devletin değişmeyen bakış
açısını,
Kaptan
öyküsü
babasının küçük kayığına kaptan olma hayali kuran kızının günün birinde bu
hayalinin gerçekleşmesini,
Bir
çift terlik, derinden, sessizce ve öykünün
imkânlarını, dilini, tekniğini daha ustalıkla ören bir öykü olmuş. Varoşlarda
yaşayan bir ailenin ekmek parası için çırpınırken altan alta görünüşümüzün bizi
anlatmakta, tanıtmakta yanıltıcı olduğunu eksik bilgi verdiğini,
Git
başımdan anne öyküsündeki anlatıcı karakterin kız
olduğunu anlamayız ta ki öykünün sonuna gelene kadar. Yazar karakterin içine
girememiş, ayrıntılayamamış, oysa o kadar çok imkân varken. Bu imkânların ne
olduğunu yazar bize anne kız arasındaki anıları, eski güzel günleri anlatırken
görürüz.
Şut
ve şangırrr öyküsüne kadar olan öykülerle sonrasındaki öyküler farklı
kulvarda; öncesindekilerin ortak özellikleri bütün öykünün tılsımının, meramının
püf noktasının sona saklanması… Çarpıcı, acıklı final ve karamsar dokuları
siyah iplikle örülüşleri belki okuyucuyu yorabilir. Sekseninci sayfadan sonraki
öyküler biraz daha birbirini tamamlayan, devamı öyküler. Kahramanları da
mekânları da anları değilse bile zamanları da üç aşağı beş yukarı aynı. Hatta
ve hatta çocuklara yönelik öyküler desek abartmış olmayız.
Kitabın kapağı, baskısı içinse söylenecek
pek fazla bir şey yok. Kapak biraz sadelikten uzak ( göz yoran bir kalabalıkla
dizayn) olsa da fena değil. Yazar adı özellikle mi küçük tercih edilmiş
bilmiyorum ama başlığın abartı derecede büyük seçilmesi sanki iç baskıdaki
özeni gölgelemiş gibi. Kitabın künyesi ise kitabın arkasına koyulmuş ve yeterli
bilgiye sahip.
Özetle esnaf
lokantası özenli bir çalışmanın ürünü ve ikinci kısımdaki öyküler biraz
daha naif, kendimizden, çevremizden, mahallemizden hergün şahit olduğumuz
sıradan olayların güzelce işlenmesiyle öyküleştirilmiş sessiz sakin öyküler…
Yorumlar
Yorum Gönder