İŞGALDEN ÇOK EKMEK YENİR!
2001 yılı Enemy at the Gates (Kapıdaki Düşman) gösterime girdiği yıl
oldukça ses getirmiş yıldız kadrosu bol bir filmdi. Jude Law, Rachel Weisz, Ed Harris, Joseph Fiennes
gibi
oyuncular vardı. 2. Dünya savaşı sırasında Rusya’nın Stalingrad şehrine dayanan
Nazi ordusu ile Rus ordusu arasındaki çarpışmayı konu edinse de özelde
anlatılan iki keskin nişancı arasındaki rekabet, kumpas, düellodur.
2009 Hollywood yapımı The Hurt Locker’ın (Ölümcül
Tuzak ) filmi 82. Oscar ödüllerinde En iyi yönetmen ödülünü alırken diğer bir
özelliği de Oscar tarihinde daha önce birkaç defa iyi yönetmen kategorilerinde
kadın yönetmenlerin filmleri aday olmasına rağmen Oscarlı ilk kadın yönetmen
unvanını Kathryn Bigelow’un
almasıdır. Kaderin cilvesi mi desek yoksa ticareti sinemalaştıran Hollywod’un
cilvesi mi bilinmez, aynı yıl K.Bigelow’un eski kocası J.Cameron’da birkaç
Oscar alır. Bunların konumuzla pek alakası olmasa da asıl önemli olan şu ki
2009 yılında Ölümcül Tuzak’la En İyi Yönetmen Oscar’ını alan K.Bigelow ödülü
aldığında Irak’taki Amerikan askerlerine selam çakar ve ödülü onlara adadığını
söyler. Bu davranışı sonradan çok kere eleştirilse de heykeli alan Üsküdar’ı
değilse bile Los Angeles’daki Kodak stüdyolarından çoktan geçip gitmiştir.
1987 yapımı Full Metal Jacket filmi
yukarıda bahsettim filmlerden ayrı bir yerde durduğu kesin. Yönetmenliğini
Stanley Kubrick’in yaptığı film savaş karşıtı öğeler barındırması ve daha
birçok sebepten dolayı otoriterlerce de “Kült” olarak kabul edilir. Bu film de
The Hurt Locker ve Enemy at the Gates filmleri gibi savaşla ilgilidir, konusu
savaştır ve savaşın içinden bir kesiti anlatmaktadır. Hollywood her zaman
yaptığını yapıp savaş alanında kazanamadığı başarısını, yenemediği düşmanını
filmlerde yenmeyi başarmıştır. Bu bazen Irak işgalidir bazen Vietnam’dır
bazense savaşın olmadığı dönemlerde soğuk savaşla karşısında yer aldığı
herhangi bir ülkedir, o ülkenin ordusudur, askeridir, insanıdır.
2014 Hollywood yapımı American
Sniper filmine gelirsek bu da bir savaş filmidir, savaştan bir kesittir. Daha
önce yaptığı başarılı filmlerin aksine Clint Easwood bu defa tıpkı K.Bigelow’un
The Hurt Locker’da yaptığı gibi kamerasını Amerikan askerlerinin tarafından
tutarak Irak’da yaşayan her kesi potansiyel terörist olarak göstermiş. Amerikan
askerlerinin orta doğuda yaptığı katliamları temyize çekme filmi de
diyebileceğimiz aklama bir film olmuş.
Chris Kyle ( Bradley
Cooper ) Irak’taki Amerikan askerlerine yardım etmek için giden gözü kara bir
keskin nişancıdır. Zamanla ünü Irak’ı da aşarak Amerika’ya kadar gelir. Yer yer
Hollywood klişeleriyle ilerleyen film ne yazık ki işgal ettiği ülkenin
cephesinden bakmayı beceremez. İsmi duyuldukça Enemy at the Gates’deki gibi
karşısına başka bir keskin nişancı çıkar ki bu da işgal edilen ülkenin
kahramanıdır. Arkasında üzgün bir eş ve iki çocuk bırakarak Irak’a giden Chris
milliyetçilikte sınır tanımaz ve arkadaşlarını, ülkesini korumak için gittiğini
söyler her fırsatta. Amerika nere Irak nere, ne alakası var Amerika’nın
korunmasıyla senin milliyetçiliğinin, psikopatlığının diyen olmadığı için
karısından bir iki cılız ses çıkar o da eriyip gider filmin içinde.
Hollywood’da Oscar
kriterleri üç aşağı beş yukarı bellidir. Ya finansörün politik ve ticari
başarısı olacak ya da uluslararası lobilerde güçlü bağlantılarının olmasının
yanında yaptığın filmlerde günah çıkarıyor olman lazım ya da milliyetçiliği,
ulusal kimliği ön plana çıkarman lazım. American Sniper’da bunlardan biri ya da
bir kaçı mevcut. 2002 deki Oscar törenleri öncesi politik bir konuşma yapan
Daniel Day-Lewis’in yaptığı gibi sabırsız davranmazsanız heykelciğiniz garanti
gibi bir şeydir. Ki o yıl oscarın en güçlü adaylarından biri New York Çeteleri
filmi ve yönetmeni Martin Scorsese’ydi. Pek dile getirilmese de yönetmenin de
Daniel’in de oscarı alamama sebebinin D.Day-Lewis’in sağda solda konuşması olduğunu
konunun meraklıları bilir.
American Sniper’da
savaşın tahribatını da yönetmen bize gösterir elbet, özellikle de kahramanın
bozulan psikolojinin olduğu sahneler derinlemesine işler seyircinin içine.
Takip edilme, tedirginlik, anksiyete gibi duygu ve davranışların üstesinden
başarıyla çıkan Bradley Cooper’ın film için özellikle kilo alması karakterin
inandırıcılığını pekiştirmiş. Filmde dediğim gibi Full metal Jacket, The Hurt
Locker ve Enemy at the Gates filmlerine birer selam çakmayı da ihmal etmemiş C.Easwood.
Filmin en ironik sahnesi Irak’da ölen arkadaşının cenazesine giden Chris ve
eşinin, silahla ölen birinin yine silahlı bir tören ve silah sesleriyle
gömülmesine çaresizce ve ürkerek şahit olmalarıdır.
http://www.bianet.org/bianet/sanat/162513-american-sniper-isgalden-cok-ekmek-yenir
http://www.bianet.org/bianet/sanat/162513-american-sniper-isgalden-cok-ekmek-yenir
Yorumlar
Yorum Gönder