YAKANLAR ÇETESİ
Kemal Varol bir şair, roman yazarı ve
öğretmen. 2014 İzmir öykü günlerinde karşılaştığımızda isminin önünde bunlar
vardı. Edebiyattaki başarısından sonra başka maharetlerle karşımıza çıkarsa hiç
şaşırmam. Zaten edebiyatın insana kattıklarının en başında naiflik ve saygı
vardır dersem yanılmış olmam, sadece eksik söylemiş olurum. Kemal Varol’un yeni
kitabı iletişim yayınlarından çıkan Haw romanı daha isminden bile insanı çeken,
çağıran baskısı düzgün bir kitap.
Roman, masal dilinin geçmiş zaman ağzıyla
açılışı yapıp olayın geçtiği zaman diliminin birinci tekil anlatılışıyla devam
ediyor. İki anlatışta da en ufak bir ayrıntıyı unutmadan birbirine ekleyerek,
sıkmadan zorlamadan atlamadan devam ettiren masalsı bir akıcılık ve merakı
canlı tutacak özenli kelime ve cümlelerle anlatan “hayvani” bir roman. Romanın
adından ve kapağından da anlaşılacağı üzere roman kahramanı bir köpek. Romanın
isminde geçen “W” harfi Türkçede kullanılmasa da Kürtçede kullanılan bir harf.
Tıpkı q, x ve é gibi.
Torun bir köpeğin arka ayakları kopmuş
dedesini anlatışıyla başlayan roman dedenin yaptıklarını, yaşadıklarını ve bir
türlü kavuşamadığı biricik aşkı, devrimci köpek Melsa’ya olan tutkusu ve kara
sevdasıyla devam ediyor gibi görünse de her bölümde aslında anlatılan bir
savaşın tutulmayan, görülmeyen tarihidir. Yazar ilk düğümü anne köpeğin
yavrusunu (dede-Mikasa ) terk etmesi ve dışlamasıyla yazarken okuyucunun ilk
yürek burkulması da başlamış oluyor. Köpek eğitim merkezinde SK:107 koduyla
Alman kurt köpeklerine karşı 1-0 yenik başladığı eğitiminin ardında savaş
karşıtı bir it olup çıkan Mikasa bir yerde şöyle söyler. “Kimin bayrağı olursa olsun, gördüğüm her bayrak bende ağlama isteği
uyandırıyor çünkü.(S:128)
Savaşın gayri resmi kaydını köpeğin gözünden
bize aktaran yazar savaşın hilelerini, doğayı ve canlıları tahribini de inceden
inceye okurun gözüne sokarken kısa bir özet geçmeyi de ihmal etmiyor. “Savaş, asker delisi yabancı turist
kadınların resminin yanı başında küçük puntolu gazete haberlerindeydi.
(S:131 ) Gazetelerin basın yayın ilkelerinden cesaretlerine, ahlaklarından
sansürüne kadar tıpa tıp ülkemize uyan bir tespitte bulunsa da yazar romanda,
biz savaşın nerede geçtiğini anlamayız. Aslında her şey açıktır, biliyoruz,
tahmin ediyoruz ama yazar bunu açık açık coğrafya belirterek belirtmemiştir.
Çünkü yeryüzündeki bütün kirli savaşların üç aşağı beş yukarı bir birine benzediğini
biliriz. Kitapta Kuzey-Güney savaşı denilse de biz onun bu coğrafyada nereye
denk geldiğini bilerek okuruz. Çünkü tam da bizi, kardeş kavgasını, faili
meçhul (belli) cinayetleri, infazları, mezarsız toplu gömülen insanları,
omzunun üstünden durup durup arkasına bakan tedirgin insanlarımızı anlatır
yazar. Tahminimizden de yanılmayız, romanın sonuna doğru “Biji Mikasa” diye bir
nara, sevinç duyarız. Bununla da yetinmez yazar, okuyucuya bilerek oku,
hatırla, unutma, anlat, aktar der gibi, bu öykü, bu mesele, bu savaş, bu
anlatılanlar senin ülkende yaşandı demeye getirerek bir yerde askerin Harem
otogarında uğurlanışından bahseder.
Romandaki birçok ironiden biri de Turkuaz
adındaki sivil giyimli komutandır. Yeşil kodlu jitem elemanına gönderme yapsa
da o bölgede nice yasa tanımayan kontrgerilla komutanlarının cirit attığını
Mikasa sayesinde tekrar hatırlarız. Önde yürüyen (sürülen) korucular, otuz bir
çeken askerler, diskoya atılanlar, kuzeylilere yaranmak için ne olduğunu
bilmediği halde milliyetçilik yapan Çingeneler, mayınlar, karavanalar,
nöbetler, doldur boşaltlar ve kısacası askerliğe dair her şey. Askerlik
anılarını anlatmaya bayılan milletin tabi ki anlatmaya bayılan köpeği olur. Mal
sahibine benzer… Mikasa’nın askerlik anılarından, yakılmış köyler, solgun
bayraklar, kepenkleri kapatılmış okullar, bir dönem domuz bağıyla insanları
öldüren hizbillah’ın sokak ortasındaki cinayetleri, karakol bahçelerine kefensiz
duasız gömülen insanları görürüz.
Hollywood’un Walt Disney stüdyolarında
hazırlanmış animasyon filmlerini aratmayacak şekilde kurgulanmış Haw romanı.
Pekala, Steven Spielberg buna yakın konusu olan ama baş kahramanı at olan Savaş
Atı filmini beyaz perdeye taşımıştı.
Yorumlar
Yorum Gönder