KÂHİN
Murathan Mungan çok
çalışkan bir yazar/ şair/ oyun yazarı. Mungan’ın daha pek çok maharetinin
olduğunu hepimiz biliyoruz. Mungan isminin yanına ne koyarsanız koyun fazla
olmaz. Söyleşiler yapar, derlemeler, seçkiler hazırlar sinema üzerine yazılar
v.s. Metis yayınlarından Merhaba Asker
öykü seçkisiyle birlikte Kadınlar
arasında öykü seçkisi kitapları aynı anda yayınlandı. İki kitabı da Mungan
hazırlamış. Merhaba asker’deki öyküler başka bir yerde yayınlanmayan, tamamen
bu kitabın konseptine, ruhuna uygun bir bütünlük oluşturacak şekilde yazılmış
öykülerden oluşuyor. Kitaptaki bütün öyküler askerle, askerlikle ilgili. Her
yazar başka yerden bakmış. Çoğu içerden-birinci tekil ağızdan-kimi de dışarıdan
bir gözlemcinin, anlatıcının gözünde(ağzından) anlatılmış. Kimi bizzat askerin
kendisi olmuş, kimi de acılı annenin, sevgilinin, arkadaşın yanında olmuş. Mungan’ın
Şüpheli asker ölümleri giriş yazısı
kitaba başlarken okuyucuyu nelerin beklediğini haber verir nitelikte.
Birçok tanıdık yazar var kitapta. Niyazi
Zorlu (Kahraman), Sibel K.Türker (Kâhin), Müge İplikçi (Süha), Behçet Çelik (Estağfurullah
Asker), Toprak Işık (Nöbete benim yanımdan gitti), Neslihan Önderoğlu (Ammo’ya
bir tabut), Türker Armaner (Tel örgü), Haydar Karataş (İki siyah erkek donu),
Hakkı İnanç (Bir iki üçler, yaşasın Türkler), Seray Şahiner (Kişer Pari Mama),
Sema Kaygusuz (Anı), Jaklin Çelik (Askerin arkadaşı), Bora Abdo (Kir’le
başlayıp Kor’la biten) Aslı Tohumcu (Sana şafak yok) Murat Özyaşar
(Altıotuzbeş) Şule Gürbüz (Sağol sağol). Bütün öyküler ülkemizin askerlikle
ilgili gerçekliğini bir yerinden kavrıyor. Kimi çok karamsar hikâyeler
diyebilir ama ve lakin neredeyse her ailede askerlikle ilgili kötü bir anı
anlatılır, anlatılmıştır. Burası ana kucağı değil asker ocağı diye azar işiten,
küfür yiyen asker kendisini neyin beklediğini az çok tahmin eder, etmiştir. Bu
öykülerin bir kaçı buradan bir kaçı öteki dediğimiz dışlanmışlardan, bir kaçı
da erkeklik ispatından, sapıklıktan, bastırılmış cinsellikten. Kısacası her gün
gazetelerden okuduğumuz asker haberlerinden hiç de farklı değiller, tek
farkları edebi dil ve kurgu. Böyle olunca da nefis bir kitap çıkmış ortaya.
Birçok tanıdık yazar var kitapta. Niyazi
Zorlu (Kahraman), Sibel K.Türker (Kâhin), Müge İplikçi (Süha), Behçet Çelik (Estağfurullah
Asker), Toprak Işık (Nöbete benim yanımdan gitti), Neslihan Önderoğlu (Ammo’ya
bir tabut), Türker Armaner (Tel örgü), Haydar Karataş (İki siyah erkek donu),
Hakkı İnanç (Bir iki üçler, yaşasın Türkler), Seray Şahiner (Kişer Pari Mama),
Sema Kaygusuz (Anı), Jaklin Çelik (Askerin arkadaşı), Bora Abdo (Kir’le
başlayıp Kor’la biten) Aslı Tohumcu (Sana şafak yok) Murat Özyaşar
(Altıotuzbeş) Şule Gürbüz (Sağol sağol). Bütün öyküler ülkemizin askerlikle
ilgili gerçekliğini bir yerinden kavrıyor. Kimi çok karamsar hikâyeler
diyebilir ama ve lakin neredeyse her ailede askerlikle ilgili kötü bir anı
anlatılır, anlatılmıştır. Burası ana kucağı değil asker ocağı diye azar işiten,
küfür yiyen asker kendisini neyin beklediğini az çok tahmin eder, etmiştir. Bu
öykülerin bir kaçı buradan bir kaçı öteki dediğimiz dışlanmışlardan, bir kaçı
da erkeklik ispatından, sapıklıktan, bastırılmış cinsellikten. Kısacası her gün
gazetelerden okuduğumuz asker haberlerinden hiç de farklı değiller, tek
farkları edebi dil ve kurgu. Böyle olunca da nefis bir kitap çıkmış ortaya.
Bizde askerlik deyince argo gelir akla,
küfür gelir, hakaret gelir, sürünme, yüz şınav çekme gelir. Kitapta gerçekliği
yakalamayan öykü yok gibi. Argoyla başlayan tek öykü neredeyse sadece Aslı
Tohumcuya ait. Tohumcu, şehitlik mertebesini ve doymayan toprağın açgözlülüğünü
ironiyle sanata çevirmiş. Kısaca birkaç öyküden bahsedecek olursak;
Türker
Armaner’in Tel örgü
öyküsü için ilk etapta savaş karşıtı bir öykü diyebiliriz. Öykü, vurulduğunu
söyleyerek başlıyor. Sonuna kadar kimin vurulduğunu öğrenemeyecek kadar
ustalıkla örülmüş bir öykü. İsminden
dolayı sivil hayattaki zorluklarını, ismini nasıl sakladığını ya da söylememeyi
tercih eden birinin bütün bu kaçmalarına rağmen belanın nasıl gelip kendisini
bulduğunu anlatıyor. Aslında bela dediğimiz şey ırkçılığın ta kendisi. Gayri Müslimlerin, Kürtlerin, Çingenelerin,
eşcinsellerin kısacası ötekileştirilmişlerin toplumdaki sıkıntıların nasılda
kesintiye uğramadan gelip kendilerini bulduklarını, kaçamadıkları “kaderlerini”
anlatıyor.
Sibel
K.Türker’in Kâhin
öyküsü çocuğunu askere gönderdikten sonra böyle “sosyal” bir devlette ve
askerliğin zorunlu olduğu bir ülkede çocuğunun başına nelerin gelebileceğini
tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok demeye getiriyorsa da aslı başka.
Asker cenazesinin daha on gün önce çıkmış bir eve geleceği rüyalar aracılığıyla
gören birinin başka bir haber vermeye gittikten sonra gördükleri karşısındaki
şaşkınlığını, ev ahalinin yeni bir cenaze haberini kaldıramayacağını
anlamasıyla sürüyor.
Haydar
Karataş, askerlikteyken “özelinin” olamayacağını her şeyin
özensizce ve saygısızca didik didik edilişini iki siyah erkek donu öyküsüyle mektubun içinde çıkan bir fotoğrafın
Yüzbaşı tarafından yanlış anlaşılmasının ağır sonuçlarını yüreğimizi burkarak
anlatıyor. Önyargı zehrinin şuursuzluğunu hatırlatıyor.
Seray
Şahiner, Ermeni bir annenin ağzından sıradan, gelenekselleşen
paskalya çörek hamurunun inceliklerini anlatıyor. Bunu yaparken annenin
istemeyerek askere gönderdiği oğluna dair kaygılarını, endişelerini Kişer pari mama’da okuyoruz. Türküm,
doğruyum, çalışkanımla büyüyen, büyütülen benliğine işlenen Türklük’le şekillenen
çocuğunun tezgâhın üzerindeki mayalanmış çörek hamuruyla insan hamurunun nasıl
şekillendiğini; bu topraklarda iki şey
değişmez; bir, müfredat; iki, mukadderat diyerek özetlemiş öyküsünü.
Sema
Kaygusuz, Anı’da
okuyucuyu ters köşeye yatırıyor. Hastane koridorlarında endişeli, kaygılı bir
kıdemli albayın ruh haliyle açılıyor öykü. Otopsi bölümündeki askerinin
“derdine” düşen kıdemli albayın korkuları şefkatli yaklaşımları, acımaları bizim
olayın ne şekilde olduğuna dair merakımızı kamçılamayı çok iyi başarıyor.
Murat
Özyaşar, dumanlı bir kafanın inceliklerini altıotuzbeş öyküsüyle anlatırken
karşımıza bambaşka bir kıskançlık hikâyesi çıkarıyor. Abisinin gölgesinden
kaçan, kaçarken hep toslayan, mutsuz olan kısa boylu olmasından mütevellit
altıotuzbeş lakabını alan bir askerin ot çekme maceraları oldukça renkli ve
eğlenceli olduğu kadar da trajik…
Merhaba
Asker seçkisi iyi derlenmiş, ülkemizin kronikleşmiş
“eğitim zayiatı” klişesine göndermeleri olan işinin ehli yazarlardan oluşan bir
an önce okunması gereken kitaplardan biri.
http://www.edebiyathaber.net/murathan-munganin-merhaba-asker-adli-oyku-seckisi-uzerine-huseyin-bul/

Yorumlar
Yorum Gönder